20 Nisan 2010 Salı

SIKILDIM

Öküzlerle aynı ortamda çalışmaktan,
Ortam gerilmesin diye uğraşmaktan,
Hatta çalışmaktan,
SIKILDIM BEN...

Her sabah en tatlı saatlerinde bebeğimi, bakıcısının kucağında, altta iki minicik dişiyle gülümserken bırakıp çıkıyorum evden.
Arabaya binip, dünya kadar yol geliyorum. Her duyanın “neee, her gün o kadar yol mu gidiyorsun çalışmak için diye hayret!!!” naraları attığı kadar uzak bir yerde çalışıyorum.
Ben buralardayken kızım okuldan geliyor. Annem karşılıyor. Ödevlerini yaptırıyor.
Ben akşamın kör vakti evime kavuşabildiğimde, uyku öncesi taş çatlasa 2-3 saatimiz kalıyor. 9 gibi büyük yatıyor, 10 gibi ufaklıkla ben.
Kızımla oyun oynamaya vaktimiz kalmıyor. Zira yemek ye, ufaklığı doyur derken büyüğün yatma vakti geliyor.
Sağolsun yemek için oturttuğumda ağzını açıp, yiyip bitiren bir çocuğum hiç olmadığından, ufaklığa yemek yedirmek zaten bütün vaktimi alıyor. Kuş uçtu, daha dün annemizin, aaa bak burada ne varmış...kalan son enerji kırıntımı da bu seansta harcadıktan sonra, bazen kendimi duşa sürüklemem gerekiyor. Saçlarımı kurutmaya bile üşendiğim için gidip kısacık kestirmeyi düşünüyorum.
Diş fırçala, ufaklığı yıka, giydir, zart zurt, yatma vakti geliyor. Onunla bir ben de devriliyorum.
Eşimle bazen günlerce evde iki çift laf edemiyoruz.
Elime bir kitap alıp okumayalı ne kadar zaman geçti bilmiyorum.
Saçlarımın boyası gelip geçiyor, varoş kadınları gibi dipler iyice çıkıyor, millet uyarıyor da, ancak o zaman vakit ayırabiliyorum.
Uykusuzluktan hiç bahsetmeyeyim. Öğle yemeğinden sonra başım klavyeye düşüyor zor tutuyorum.
Bütün bunlar varken, hiç olmazsa işyerinde sıkılmasam, uğraşmasam, yorulmasam...olmaz mı?
35 yaşıma gelmiş de olsam, söz geçiremediğim bir özelliğim var. Gerilimden hoşlanmıyorum.
Münakaşayı sevmiyorum. Kavgadan kaçıyorum. Karşı taraf çok üstüme gelmedikçe, alttan alıp, ortamı yumuşatıp, espriyle, neşeyle geçiştiriyorum. Ne kadar güzel bir meziyet gibi dursa da, artık beni yorduğunu farkettim. Dahası sonradan içlenmeye başladım. “Bu kadar damarıma basmış, ben yine de salağa yattım, ağzının payını veremedim” der oldum. Şimdilerde işyerinde böyle bir vaka var. Son dönemde her dediğimi k.çndan anlayan, hödük hödük cevaplar veren bir tip var. Bu cevaplara gülüp geçerek, espri yaparak, sesindeki gerilimi görmezden gelerek, büyüklük yaparak savuşturduğumu sanıyordum bugüne kadar. Pozisyon olarak aynı durumda olmadığımız için, abla misali, "canım, sen beni ne kadar gersen de, seninle bir olmam ben, sen kendi edepsizliğinle kal" dercesine espriyle, hatta sevimlilikle geçiştirmeye çalışıyorum. Ama yok anlamıyor. Ben böyle yaptıkça öküzlüğün dozu artıyor. Ben de bayramlık ağzımı açmak istemiyorum. Zira patlarsam fena patlıyorum maalesef bu kadar birikim üstüne. benimki de doğru değil, ilk sivriliğinde ağzının payını versem bu raddelere gelmeyecektik. Hadi yanlış anlamışımdır, hadi öküzlüğüne ver, hadi bak sadece sana değil herkese öyle, hadi boşver diye diye bardak ağzına kadar doldu sanırım.

Bir sürü bedel ödeyip geldiğim bu çalışma ortamında, bir de bu salak şahsiyetle uğraşmayı hiç istemiyorum...
Tüm dünyası işten ibaret olan tipler vardır. Başkaca hayatları yoktur. Sabahın köründe gelip, gecenin yarısı dönerler. Hafta sonları bile işe gelirler. Acırım, dışarıda bekleyen hayat bu kadar sıkıcı demek onlar için diye. Hiçbir sosyal çevreleri yoktur. Bu da onlardan işte. Yakında çocuğu olacak ama belki o zaman bir ışık yanar diye bekliyorum.

10 yorum:

yeliz dedi ki...

al benden de o kadar günebakanım. aynı senin gibiyim. satırlarında kendimi okudum. öğüt ver desen veremem, kelin merhemi olsa kendi başına sürer. sadece sevgiyle kucaklıyorum seni ve kuzuları...

NURAY EGE dedi ki...

MERHABALARR YAZINIZ O KADAR İÇTEN VE SAMİMİ OLMUŞ Kİ ÇOK BEĞENDİM VE İÇİNDE KENDİMİ BULDUM. AYNI OLAYLARI BENDE YAŞIYORUM.HER YERDE BU TARZ İNSANLARLA KARŞILAŞMAK MÜMKÜN.ONUN İÇİN SİZDE KAFANIZA TAKARAK SIKMAYIN CANINIZI,BOŞVERİN GİTSİN:)))

nalan dedi ki...

höt höt davranarak kendine zorla yer açmaya çalışıyor belki de. ben dinlemem öyle tecrube falan, hatta küçük dağları da yaratmaya başlayabilirim daha çaylakken diye.
zor işin. bu kadar bıçak sırtı giden düzenin içinde bu gerilim fazla gelir. sabır dilemiyorum, umarım çözümlersin bir şekilde.

gunebakan dedi ki...

yelizcim
görüşelim artık valla. tüm çalışan annelerin derdi aynı sanırım...

sevgili nuray ege, yalnız olmadığımı biliyorum. ama bazen pasif kaldığımı düşünüyorum. iyi birşey değil bence ama bakalım...

sevgili nalan, gerçekten bazen abuk birşeyden patlayacağım diye korkuyorum. bu sefer üst yönetim karşısında ben suçlu olacağım. koskoca kadın nelerle uğraşıyor diyecekler...

dağlar kızı dedi ki...

Günebakan, gerçekten çalışan annelerin sorunları da hep birbirine benziyor. Annelik biraz insana sabretmeyi ve ortamı yumuşatmayı, çıkıntılıkları törpülemeyi öğretiyor sanki.
Hele de insanın doğasında da zaten varsa bunlar...
Bütün bu özellikler iyi ama ben de genelde keşke biraz daha cazgır olsam, ağzının payını verebilsem, içimde tutmasam oluyorum, ama iş işten geçmiş oluyor.
Fakat genelde patlayanlar, içinde tutmayanlar, ortamı gerenler daha kazançlı çıkıyorlar ki ben de buna deli oluyorum.

gunebakan dedi ki...

dağlar kızı evet di mi
ben de aslında çok ezik bir tip değilim ama çok cazgır da değilim. damarıma basılması gerek iyice.
ama şirket kültürüne de bağlı bu. bazı ortamlar gerginliği hiç kaldırmaz, böylelerini hemen ayıklayıverirler.
ama kaldı mı öyle şirket. ben vakti zamanında bir tanesinde çalışmıştım.

enne dedi ki...

Neden bu kadar geç buldum ki sizi? Yazınız o kadar tanıdık ki benim için, her gün işe gelmek için 50 km serviste geçen zaman (neyse ki kitap okuyabiliyorum), 2 çocuk ve kariyer= mecburiyet uğruna devam edilen çalışma hayatı. Sadece şunu çözemedim, İzmir'de mi yaşıyorsunuz? O zaman ben İstanbul'da olduğum için benzemeyen bir yönümüz var diyeceğim, yok eğer İstanbul'daysanız yanınıza gelip başımı omuzunuza koyup ağlayacağım:) Neyse, şaka bir yana, sık sık gelirim ben, sevindim tanıştığımıza.

gunebakan dedi ki...

enne
hoşgeldin, servisle gitmenin avantajı kitap okumak işte.
ben de 80km yol gidiyorum, ama kendim kullanmak zorundayım. o da ekstra bir yorgunluk kaynağı benim için.
evet izmirde yaşıyorum, mesafelerin istanbula göre kısa olduğu bir şehir güya ama ben istisnayım. çalışmak için dünyanın yolunu tepiyorum...

Vuslat dedi ki...

Merhaba Günebakan, Yeni yazını şimdi gördüm, okudum. Öncelikle ağzına sağlık. Senin bu samimiyetine bayılıyorum. Çok gerçekçisin. Kendini hırpalıyorsun da ama...Balık burcu musun nesin? Nedense sende kendimi görüyorum.İşyerindeki öküzler...Hepsi bolca burada da var. Laf sokarsan, bu sefer de arkandan geçimsiz derler korkusu ama bir türlü hadlerini bildirememe durumu..Bu ikilem insanı mahvediyor. Ben bunun temelinde sevilmeme korkum olduğunu farkettim. Yani insanlar aman benim hakkımda kötü birşey söylemesin, herkes beni sevsin endişesi ama bir taraftan da lafını esirgeyememe durumu da var bende. Hani bir de opinionated olma durumu. Yani işte her konuda da az çok bir fikrin var ve sessiz kalamıyorsun.E madem hazırcevapsın, laf da sokuyorsun pişman olma değil mi? Yok sonra da pişman oluyorum...Sessiz kalmak da benim hoşuma gitmiyor çünkü tarzım değil...En iyisi yaptıklarından pişman olmamak. Kendin gibi davranmazsan o seni daha çok üzüyor. Bir noktada o zaman kendine "yaa ben böyle değildim, niye böyle davrandım" diyebiliyorsun. O daha kötü. O yüzden madem sessiz kalmak ve anlamamamazlığa gelmek senin yapında var, bunu daha fazla sorgulama..Sen öylesin, karşındaki de böyle...Çocuk konusuna gelince. Ben de bu sabah, 7 yaşındaki kızımı bir güzel azarlayıp yolladım, neden çünkü o oyalandıkça ben işe hazırlanmadan (yani gene saçlar ıslak yolda kuruyarak) gideceğim ve gene abuk subuk insanlar "işe neredeyse terlikle gelen çocuklu kadınlar var" diye başlayacak laf çakmaya ve eğer kızım hala oyalanmaya devam ederse 8 saatlik iznimi aşacağım, yıllık iznimden gidecek kaygılarıyla çocuğu azarladım da azarladım. Bir taraftan da yavrucuğumun ağzına tıkmaya çalıştım rafadan yumurtayı. Sonra ağladıkça gene kızdım, "ağzında yumurta varken ağlama" diye iyice azarladım...Bu sefer iyice böğüre böğüre ağladı...Giderken, çekiştire çekiştire saçını taradım. Şu anda bütün günüm b.k gibi geçti bunları düşündükçe.Akşama telaffi etmeye çalışıcam ama olan oluyor.

gunebakan dedi ki...

vuslat ben de aynen bunu düşünüyordum. ben böyleyim artık kabullenmek gerek sanırım.
sevilmeme korkusundan olduğunu düşünüyorum gerçekten. ama sevgi eksikliği çeken birisi olmadım ki hiç neden böyleyim bilmiyorum.freuda sormak gerek.
çocuklarla hayat konusunu yazacağım daha. diyeceğim çok şey var...