24 Mart 2009 Salı

ARTIK 6 YAŞINDASIN

Benim canım kızım, küçük kuzum, 6 yaşındasın artık.
Daha dün poğaça gibi ayaklarını öpüyordum, göğsümde emerken uykuya dalmanı, o esnada ağzının hafifçe aralanmasını seyrediyordum halbuki.
Büyüdün, büyüdün de küçük bir insana dönüştün. Bu küçük cücenin içinde bir karakter barınmaya başladı bile.

İşine geldiği zaman kuralcı bir çocuksun, ama işine gelmediğinde veya yanında bir yandaş bulunca kuralları çiğnemeyi pek seviyorsun. Mesela TV konusunda, “izleyebilir miyim” dediğinde, “1 çizgi film” diyorum. Sonra ben işe dalmışsam bile, 1 çizgi film bitince, “anne bitti, kapatayım mı” diye beni uyarıyorsun. Halbuki beni ayakta uyutabilirsin istesen. Böyle de dürüstsün.
Bir konuda senden söz almayı başarabilmişsem güzel. Genelde sözünde duruyorsun.

Çok titizsin. Manyak annenin seni 2 kere psikoloğa götürmüşlüğü var bundan ötürü. Elin falan kazara boya olursa bir saat ağlıyorsun. Bazen de akan burnunu kazağın kenarına siliveriyor, yağlı ellerini üzerine sürerek temizleyiveriyorsun. Anlamıyorum. Bu titizlik damarın belli durumlarda tutuyor. Bu durumların ortak paydası nedir bunu keşfetmeye çalışıyorum. Bazen odanı bok götürse umurunda olmuyor ama keçeli kalem parmağının kenarında iz bıraksa dert edinip ağlıyorsun. Bazen de ellerin komple boyanıyor, gözucu ile takip ediyorum bir arıza çıkaracak mısın diye, ama bana mısın demiyorsun.

Mükemmeliyetçisin. Feci çekilde hem de. Resminde hata olmayacak, oyunda hata yapmayacaksın, oyuncakların kırılmayacak, kaybolmayacak. Resim yaparken yanlışlıkla bir yeri karalarsan, sinirlenip kağıdı cart curt yırtıp atıyorsun.oyuncağının küçük bir parçası kırılırsa saatlerce ağlayabiliyorsun. Hem mükemmeliyetçisin, hem de hayalkırıklıkları ile zor başa çıkıyorsun. Kendimce sende en zayıf nokta olarak bunu görüyorum. Böyle olursa bu acımasız hayatta nasıl mücadele edeceksin ki a kuzum? Bazen unutmayı, sineye çekmeyi, başka şeylerle mutlu olmayı becerebilmek gerek. Seni mutsuz eden şeye takılıp kalman, kolay aşamaman beni üzüyor.

Sanatçı ruhlusun. Kısmen kereste bir anne ve ziyadesiyle odun bir babadan böyle yaratıcı bir çocuk nasıl çıkmış hayretler ediyoruz. Evdeki havlu kağıt rulosundan, ambalaj kağıdından, çikolata kutusundan, bardak altlığından türlü türlü şeyler yapıp ağzımızı açık bırakıyorsun. Güzel resim çizemiyor ama herşeyi süper tasvir ediyorsun. Çizdiğin resimlerdeki detaylar ve ifadeleri ben şu 35 yaşımda çizemem. Çok renk kullanıyorsun. Rengarenk cıvıl cıvıl resimler yapıp, duvarlarına asıyorsun. Odanın kapısına sigara içilmez işareti, rahatsız etmeyiniz tabelası yapıyorsun. Bana kalplerle, kelebeklerle süslü, parlak pullu kartlar yapıp, üstüne annecim seni çok seviyorum yazıp, odamda aynanın önüne bırakıyorsun.
Müziğe yeteneklisin. 1.5 yaşından beri herhangi bir şarkının melodisini bir kere duyman yetiyor. Hemen mırıldanmaya başlıyorsun. Notaları da güzel kavrıyorsun. Bu müzik kulağını benden almış olduğunu düşünüyorum. İmkan bulabilseydim, ben de bir müzik aleti çalardım herhalde. Seninle birlikte ben de müzik eğitimi alıyorum şu anda.

Sözel becerin çok yüksek. İnanılmaz cümleler kuruyor, inanılmaz kelimeler kullanıyorsun. Hafta sonu bana, “anne bu miniş çıkartmalarını nereden buluruz, gugıla miniş yaz, çıkartma yaz, bak bakalım ne sonuçlar çıkacak” dediğinde küçük dilimi yutacaktım.
Çok gevezesin. Sürekli konuşuyorsun, konuşmadığın zamanlarda da şarkı söylüyorsun. Sen uyuduğunda evimiz derin bir sessizliğe bürünüyor. Bazen biraz kafa dinlemek için hevesle uyumanı bekliyoruz. Uyuduğunda da önce huzura dalıp, sonra da sesini özlüyor, babanla gün içinde yaptıklarını birbirimize anlatıyoruz. İkimiz de o ortamda bulunmamıza rağmen, olayları, konuşmalarını birbirimize tekrar anlatıp gülüşüyoruz. Annelik-babalık işte böyle bir nevi delilik hali yavrucuğum.

Bu kuvvetli çene ile her hakkını savunuyorsun. 2 erkek 7 kız olan sınıfınızda, öğretmen çok konuştukları için kızlara ceza verdiğinde, “öğretmenim, erkekler 2 kişi, onların konuşacak fazla konusu yok, ama biz 7 kişiyiz, hepimiz bir şey söylesek bile gürültü oluyor” diyerek, öğretmenine kafa tutabiliyorsun.

Beni çok beğeniyorsun. Sen bana “anne çok yakıştı, anne müthiş oldun, bu rujun da harikaymış” dediğinde dünyalar benim oluyor. Bu şişko halimde bile, “annemin karnında bebek olduğu için böyle, aslında şişman değil” diye beni savunuyorsun. Etrafımda daha bu yaşta annesini beğenmeyen küçük ergenler olduğunu duymaya başladım. Neyse ki şimdilik bana hayransın.
Keskin bir damak tadın var. Yeni lezzetlere çok kapalısın. Görünümünü beğenmediğin birşeyi asla ağzına koymuyorsun. Çok beğeneceğine emin olduğum için, ısrar etsem de başarılı olamıyorum. Kesinlikle denemiyorsun.
Gaza gelmeye çok müsaitsin. Bir arkadaşın kanına girip hadi gel şöyle yapalım dediği anda sonuçlarını düşünmeden onun peşinden gidebiliyorsun. Böyle dolduruşa gelme be kızım.
Çok sosyalsin. 1.5-2 yaşlarındayken çok çekingen ve ürkek olduğun için üzülüyor, psikoloğa gitmeyi düşünüyordum yine. Halbuki büyüdükçe değiştin, hele okula gittikçe açıldın. Şimdi bıcır bıcır konuşmanla kolayca iletişim kurabiliyorsun.
Özgüvenlisin. Sadece dediğim gibi başarısızlığa tahammülün yok. Hata yaptığında, çok üzülüyorsun.
Abur cubura düşkünsün. Kilo problemin yok şükür ama seni sağlıklı besleyelim diye çaba gösterdiğimiz için böyle. Bu sene ilkokulda kantinle tanışınca neler olacak bilmiyorum. Seni çok iyi kontrol altında tutmamız gerek. Çünkü genetik yatkınlık nedeniyle kilo almaya meyillisin.
Statükocusun. Annene benzemişsin. Hafif bir kedi tarafın var. Değişiklikler seni geriyor. Zor alışıyorsun. Ama alışınca da vazgeçemiyorsun.
Artık seninle girdiğimiz çatışmalarda daha kolay ikna edilebilir kıvamdasın. Geçtiğimiz yıllarda bazı konularda seninle inatlaşma hatasına düştük. Neyse salaklığımızı ve nafile kürek çektiğimizi farketmemiz fazla uzun sürmedi. Artık konuşarak ikna olabiliyor veya bir süre sonra hatanı anlayabiliyorsun.
Bir an önce büyümek hevesindesin. Sana göre artık 7 yaşındasın. Hatta hala anaokuluna devam etmen büyük hata. Seni küçük kızım veya bebeğim diye seversem çok kızıyorsun.
Bir an önce dişlerin çıksın istiyorsun. Süt dişlerinin dökülmesi senin için çok önemli bir büyüme adımı.
Asla şiddete başvuran bir çocuk olmadın. Sana vurduklarında bile, canının yanmasından çok, arkadaşından böyle bir tavır görmek üzdü seni. Son dönemde ise, bunu açıkça dile getiriyor, “neden bana vurdu, konuşarak anlatabilirdi, bana kızdıysa, bana söyleyebilirdi” diyorsun. Senin bu genelde diğerlerinden sopa yeme hadisen beni yıllardır üzse de, aslında seni bu konuda doğru yetiştirmiş olduğumuzu anlıyorum. Yıllardır, “vah vaaah, ezik bu çocuk ezik. Hayatı boyunca itilip kakılacak, hep dayak yiyor” diye dertlensem de, asla “sana vurana sen de patlat bi tane çocuuum” demedim. Sana vurduklarında yanında oldum. Karşıdaki çocuğu içimden duvara yapıştırmak gelse de, enerjimi seni sakinleştirmeye ve dikkatini dağıtmaya harcadım. İyi de yapmışım, şimdi hakkını konuşarak arıyorsun.
Sürekli seninle ilgilenilmesini istiyorsun her çocuk gibi. Akşamları yemekte babanla konuşmaya başlarsam, ses tonunu gittikçe yükselterek kulakları tırmalar tarzda konuşmaya ve sorular sormaya başlıyorsun. Ben de varım, buradayım, zaten akşamları topu topu 2 saat görüyorsunuz beni, bari adam gibi ilgilenin demek istiyorsun aslında ama biz de insanız nihayetinde annem. Bazen işten yorgun, bazen gergin geliyoruz. Her zaman pamuk helva modunda olamıyor, bazen birbirimizle de konuşmaya ihtiyaç duyuyoruz. Neyse ki okul nedeniyle erken yattığın için, artık bu seansları sen uyuduktan sonraya bırakmayı öğrendik.

İşte sen böylesin minik maymunum. Bıraksalar günlerce yazarım seni.
Annen gibi yarı arızalı bir tip olmaman için bütün çabam. Annemin beni yetiştirirken yaptığını düşündüğüm hataları sende yapmamaya çalışıyorum ama hatasız kul olmaz demişler. Elbette bir yerlerde bir kusurlar işliyoruzdur. Doğan Cüceloğlu veya Üstün Dökmen hangisiydi hatırlamıyorum, anne babalar çocuk yetiştirirken bazen birkaç hata yapabilirler, ama sayısız da doğru yaptıkları şey vardır gibi bir laf okumuştum. Umarım fazla hata yapmıyoruzdur. Umarım doğru yoldayızdır.

1 yorum:

Aklımdakiler... dedi ki...

NE güzel yazmışsın, ne güzel yetiştirmişsin kıznı, maşallah...