
Meğer nasıl anaç bir kadınmışım ben. Dünyaya anne olmak için gelmişim...
Düşünüyorum da hayatıma dair en mutlu olduğum dönemler hep hamile olduğum dönemler. Ben tam köy kadını olup arka arkaya üçer beşer, Allah ne verdiyse doğuracak tipmişim. Oysa harcanıyorum sanayinin dev çarkları arasında...
Son günlerde okuduğum tüm bloglar bebek, anne blogları. Çok mutlu oluyorum kendiminkine benzer hayat hikayeleri okurken. Bir yandan karnımdaki de tekmelemeye başlarsa değmeyin keyfime. Şimdiden 2 ay sonra hamilelik bitecek, bir daha asla hamile olamayacağım diye üzülüyorum...
Akşam eve gidip de kızım kapıyı neşeyle açtığı zamanlar en mutlu kısmı başlıyor günün. Onu sarılıp öpüyorum, öpüyorum. Şımarıyoruz, kuduruyoruz beraber. Onu kahkahalarla güldürüyorum. Mesela geçen gün, do-re- mi- fa diye notaları söylerken, fa’ dan sonra pırt yaptı. “Şimdi sen söyle notaları anne” dedi bitirince.
“Hepsini söyleyebilirim de, o fa’dan sonra çıkarttığın notayı yapabileceğimden emin değilim” dedim. Saatlerce güldük sonra buna, do-re-mi-fa- pıırt diye. Böyle katılarak gülünce hep olduğu üzere onu hıçkırık tuttu. Bir sürü şarkı söyledik, bakalım hangi şarkıda geçecek diye.
İşyerinde onun mezuniyet töreninde (ee artık anaokullarından da mezun olunuyor) ne giyeceğini düşünüyorum, arada kıyafet bakıyorum.
Bir yandan da karnımdaki, henüz kendisine 3 bodyden başka birşey alınmamış yavru için planlar yapıyorum. Artık yavaş yavaş eksikleri tamamlamak gerek.
Böyle annelik odaklı geçiyor hayatım ve çok mutlu oluyorum bunların arasında.
Sonra eşime bakıyorum, zavallım habire ödeme planları yapıyor, bana exceller gönderiyor. Konserler buluyor, gidelim mi diye bana soruyor, internette gezip, şarap siparişleri veriyor, gurme sitelerinden trüf mantarı, bilmemne domatesi, bilmemne yağı getirtiyor, vizyondaki filmleri takip ediyor.
Aramızda farkında olmadan bir işbölümü yapmışız, evin çocuklarla ilgili kısmını ben çekip çeviriyorum. Dış dünyaya daha ait olan kısım ile de o ilgileniyor. Market alışverişi, ödemeler gibi. Kümesteki tavuk-horoz misali yani. Ben gurk gurk yumurtaların üstüne yatıp, sonra civcivleri kanatlarımın altında büyütürken, o kümesin güvenliği, dirliği, düzeninden sorumlu...
Etrafımdaki çoğu ailede gördüğüm kadarıyla herkeste benzer durumlar var. Merak ediyorum, nasıl bölüşülmüş bu roller aramızda sessizce, adı konmadan ve bizler nasıl benimsemişiz hemen???
Düşünüyorum da hayatıma dair en mutlu olduğum dönemler hep hamile olduğum dönemler. Ben tam köy kadını olup arka arkaya üçer beşer, Allah ne verdiyse doğuracak tipmişim. Oysa harcanıyorum sanayinin dev çarkları arasında...
Son günlerde okuduğum tüm bloglar bebek, anne blogları. Çok mutlu oluyorum kendiminkine benzer hayat hikayeleri okurken. Bir yandan karnımdaki de tekmelemeye başlarsa değmeyin keyfime. Şimdiden 2 ay sonra hamilelik bitecek, bir daha asla hamile olamayacağım diye üzülüyorum...
Akşam eve gidip de kızım kapıyı neşeyle açtığı zamanlar en mutlu kısmı başlıyor günün. Onu sarılıp öpüyorum, öpüyorum. Şımarıyoruz, kuduruyoruz beraber. Onu kahkahalarla güldürüyorum. Mesela geçen gün, do-re- mi- fa diye notaları söylerken, fa’ dan sonra pırt yaptı. “Şimdi sen söyle notaları anne” dedi bitirince.
“Hepsini söyleyebilirim de, o fa’dan sonra çıkarttığın notayı yapabileceğimden emin değilim” dedim. Saatlerce güldük sonra buna, do-re-mi-fa- pıırt diye. Böyle katılarak gülünce hep olduğu üzere onu hıçkırık tuttu. Bir sürü şarkı söyledik, bakalım hangi şarkıda geçecek diye.
İşyerinde onun mezuniyet töreninde (ee artık anaokullarından da mezun olunuyor) ne giyeceğini düşünüyorum, arada kıyafet bakıyorum.
Bir yandan da karnımdaki, henüz kendisine 3 bodyden başka birşey alınmamış yavru için planlar yapıyorum. Artık yavaş yavaş eksikleri tamamlamak gerek.
Böyle annelik odaklı geçiyor hayatım ve çok mutlu oluyorum bunların arasında.
Sonra eşime bakıyorum, zavallım habire ödeme planları yapıyor, bana exceller gönderiyor. Konserler buluyor, gidelim mi diye bana soruyor, internette gezip, şarap siparişleri veriyor, gurme sitelerinden trüf mantarı, bilmemne domatesi, bilmemne yağı getirtiyor, vizyondaki filmleri takip ediyor.
Aramızda farkında olmadan bir işbölümü yapmışız, evin çocuklarla ilgili kısmını ben çekip çeviriyorum. Dış dünyaya daha ait olan kısım ile de o ilgileniyor. Market alışverişi, ödemeler gibi. Kümesteki tavuk-horoz misali yani. Ben gurk gurk yumurtaların üstüne yatıp, sonra civcivleri kanatlarımın altında büyütürken, o kümesin güvenliği, dirliği, düzeninden sorumlu...
Etrafımdaki çoğu ailede gördüğüm kadarıyla herkeste benzer durumlar var. Merak ediyorum, nasıl bölüşülmüş bu roller aramızda sessizce, adı konmadan ve bizler nasıl benimsemişiz hemen???