4 Mayıs 2009 Pazartesi

GÜNLER GEÇERKENE...





Günler geçiyor. Ben hızla büyüyorum. 6. ay sonu itibariyle maalesef 8 kg almış bulunuyorum. Çok ama çok moralim bozuk. Nasıl oldu ne zaman oldu, hangi aralıkta bu kadar şiştim bilmiyorum. Oysa ki çok iyi gidiyordum.
Neyse ki tansiyonum fena değil.
Doktor hamile diyeti falan demedi hiç. Görüntü itibariyle de yüzümde, kollarımda birşey yok da, karnım sanki ikiz taşıyormuş ya da hamileliğimin son ayındaymışım gibi büyük.
Kızımda da büyüktü. Benim karnım böyle pörtleyiveriyor işte. Popom da ona keza dememe gerek yok sanırım.



Kilo haricinde şimdilik bir sorun yok. Sanırım akşamları yediğim dondurmalar sebep oldu buna


:(Kış meyvelerinden bıktığımı söylemiştim. Sürekli elma-portakal insana fenalık geliyor. Akşamları yemekten sonra canım tatlı birşeyler çekiyor. Ben de en masumu dondurma diye dondurma yiyordum. Ama bu zamanla alışkanlığa dönüştü. Her akşam yemeğinden sonra 1 adet algida nugger götürür oldum. İki bisküvi arasındaki dondurmadan. Mmmhhhh...



Neyse kilo olayını duyar duymaz hemen kestim. Şimdi haftaya şeker yükleme testim var. Kesin ondan da çakarım...geçen sefer de değerlerim iyi değildi. Gerçi o zaman doktorum diyet falan yaptırmayıp, dikkat etsen iyi olur demişti .ben de “Aaamaaan bi daha mı hamile kalacağım” diye boşverip yemiştim.
Yasaklanan şeyler cezbedici olur ya, gözümün önünden cheesecakeler, tiramisular, pastalar, kuplar, dondurmalar geçiyor. Neyse ki yeşil erik, çilek gibi sevdiğim meyveler çıkmaya başladı. Onlara dadanıyorum. Hiç olmazsa onlarda da meyve şekeri var ve lifli şeyler.
Hafta sonu sol bacağımdaki kasma ve berbat ağrı yüzünden çok kötü saatler yaşadım. Geceyi yerde halının üzerinde geçirerek biraz rahat edebildim. Neyse ki şimdi iyiyim. Tüm belirtiler bel fıtığına işaret ediyor. Bu kadar ciddi bir boyutta olduğunu sanmasam da bunu bir uyarı işareti olarak alıp, dikkat edeceğim. Tabii kilonun da buna etkisi var muhakkak.
Neyse bundan sonra hedefim ayda 1-1.5 kiloyu geçmemek. O zaman 12-13 kilo ile tamamlayabilirim bu gebeliği.



Minik kuş karnımda bazen kıpıır kıpır. Özellikle kuzunun 23 nisan gösterisi ve sinemada deli gibi hareketliydi. Yüksek volümden etkilenmesine bağlıyorum bunu. Film olarak da Wolverine gibi aksiyonu bol bir film seçmişiz maalesef. Yavrukuş korktu sanırım. Eşim, annem, kızım da hissediyorlar ellerini karnıma koyunca bazı hareketleri. Özellikle kızım, karnıma yaklaşıp, hadi tekmele kardeşim diyor. Gelip karnımı sevip sevip gidiyor. Aman muhabbetimiz bol olsun.


Kuzum kendisini yine sanata verdi. Evde sürekli bir aktivite, bir kesme- biçme- yapıştırma- boyama döngüsü var. Yaptığı hiçbirşeyi de attırmıyor. Kağıttan kayık yapıp minik bebeklerini oturtmuş içine, çalışma masasının üstüne koymuş. Bir de harıl harıl resimli kitap yapıyor. A4’ leri ortadan ikiye kıvırıyor, sayfa yapıyor. Sonra her sayfaya resimler ve konuşma balonları yapıyor. Bazen kendisi yazıyor içlerine, çok zor gelirse bize yazdırıyor. Maalesef sadece büyük harf kullanarak yazıyor. İlkokula başlayınca bu sene öğretmeni muhtemelen bize kızacak “neden böyle öğrettiniz” diye ama biz öğretmedik, kendisi öğrendi. (Hani çocuğum çok zeki anneleri vardır ya, “Allah sizi inandırsın, 3 yaşında okumayı söktü, hem de kendi kendine, biz birşey öğretmedik, 2 yaşında da kendi kendine piyano çalmaya başladı, çooooocuuum hadi bi parça çal teyzelere” falan diye insanı sinir ederler...Onlardan gördüm kendimi) bu aralar bolca tatil yaptık. 23 nisan, 1 mayıs...kuzuyla güzel vakit geçirdik. Yeni yerler keşfettik. Bazen kız kıza alışveriş yaptık.
Bu sene bahar gelemedi bir türlü değil mi? Nasıl serin havalar. Normalde bu mevsimde kısa kolluları çekmiş olurduk. Bu yıl daha hırkalardan kurtulamadık. Şikayetçi miyim, kesinlikle hayır. Havaların ısınmasının gecikmesi benim ne kadar işime geliyor anlatamam. İnşallah nispeten serince bir yaz mevsimi geçiririz. Yazın yarısını hamile, yarısını da küçük bebekle geçireceğim. Bari havalar bunaltmasın.
Artık etraf da yeşerdi. Bol yağışlı bir sene olması nedeniyle doğadan da bereket fışkırıyor sanki. İşe gelirken üzüm bağlarının arasından geçiyorum bol bol. Asmalar yeşillendi, uzaktan bakınca rüzgarla dalgalanan minik uç yapraklar renk değiştiriyor. Sanki yeşilimsi, dalgalı bir denize bakıyormuş gibi oluyor insan. Yamaçlar da papatya öbekleri nedeniyle karbeyaz görünüyor uzaktan. Yolculuğumu keyifli yapıyor bu detaylar. Yoksa kocaman bir karınla araba kullanmak pek de kolay değil...

Ruh halim de pek değişken, pek dalgalı bu aralar. Bazen içim içime sığmıyor, son derece pozitif, esprili, etrafına da neşe saçar haldeyim. Bazen de tam tersi, bir kasvet çörekleniyor üstüme, daralıyorum, kabuğuma çekilmek istiyorum. “Kimse benimle konuşmasa bir süre” moduna giriyorum. Neyse ki insan anne olunca şöyle bir ağız tadıyla melankolik takılamıyor. Hemen silkinip kendine gelmek zorunda kalıyor. “Anneeee neden böylesin, annecim birşeyin mi var, masaj yapayım mı annecim” diye yanına yaklaşan bir miniğin sorumluğunu hatırlayıp düzeliyorsun. Annelik insanın depresyona girme özgürlüğünü elinden alan bi müessese kardeşim...O küçük insan sendeki en ufak bir değişime bile o kadar duyarlı ki. Doğduğundan beri tüm algıları, sendeki en hassas değişimi bile hissedecek şekilde ayarlanmış. Ufacık meme emen bir bebecikken bile, stresliysen, o da stresli oluyor. Emmek istemiyor, uyumak istemiyor. Ruh emici diyorum ben kendilerine. Gerçekten ruh halin neyse emiyor hemen bunlar sünger gibi. İşte bu yüzden depresif dönemlerim uzun süremiyor şükür ki...

Geçen yıl bu zamanları hatırladıkça içim acıyor bir tek. Geçen yıl, ne baharı ne de yazı ağız tadıyla geçirememiştim. Hastanede babamın başında olduğum her an ızdırap, yanında olamadığım her an daha da büyük ızdıraptı. Çocuğuma da vakit ayırmaya çalışıyordum, ama onunla geçirdiğim zamanlar bile acı veriyordu, babamın yanında olmadığım için. İki arada bir derede, ne orada ne burada, öyle tuhaf bir haldeydim ki. İşten hastaneye, hastaneden eve, evden işe koşturuyordum. Bahar gelmiş, ortalık çiçeklenmiş, insanlar evlere sığmaz olmuştu ama bizim görecek halimiz yoktu. Kızım iyice bunalıma girmesin diye arada kıra bayıra götürdüğümüzde bile içim yanıyordu. Babam orada hasta ben eğlence peşindeyim diye kendimi kahrediyordum. İşte o dönemde anladım kardeşin önemini. 3 kardeşi sırayla gelip yanında oldular. Evlerini barklarını, düzenlerini bırakabildiler. Ben onları rahat ettirebilmek için çalışmak zorundaydım. Hastanede özel oda ve diğer masrafları da birinin karşılaması gerekti. Bilmiyorum yine de evlat olarak bazen yeterli özveride bulunamadığımı düşünüyorum. Hastane koridorlarında ayaklarımın geri geri gittiği çok zaman oldu. Daha çoğu gittiğimde onu kötü bulma olasılığından korktuğum içindi ama, işten çıkıp, fütursuzca evime dönebildiğim günleri özledim çok. Gerçekten çok yoruldum, ama en büyüğü gönül yorgunluğu idi. Gözümün önünde eriyip bitmesini izlemek tüketti beni. Şimdi enseme ılık ılık vuran şu bahar rüzgarları bile nedense geçen yıl bu zamanlardaki acılı, zor, azaplı günlerimi hatırlatıyor. Hemen içime bir gölge düşüyor. 2 ay sonra 1 yıl olacak gideli. Henüz aklıma gelmediği 1 gün bile yok. Az önce en son fotoğraflarına baktım. Sağlıklı olduğu en son döneme...Umarım gittiği yerde çok iyidir şimdi rahatı. Rahat rahat nefes alıyordur artık umarım. Mekanın cennet olsun, ruhun huzur bulsun babacığım.
Nereden geldi yine bu bunalım, dikkat ediyorum, yazılarıma hep iyi başlayıp bunalım bitiriyorum. Ama buradan başka içimi döktüğüm bir yer yok ne yapayım...

1 yorum:

Ozgur dedi ki...

Dök sen içini. Öyle içerden, öyle duyarlı yazıyorsun ki insanı alıp götürüveriyor. Hergün görüştüğümüz insanlara açamıyoruz içimizi bazen. İyidir canım gittiği yerde. Sen yapmışsındır görevini daha ne yapacaksın. Hiç merak etme...

Ayrıca kilo alsan da verirsin, sen değil misin 23 kiloyu veren? Biz nasıl vericez bize onu söyle aplam:P